5 Kasım 2020 Perşembe

Bıraktığımız Yerde


            Hiç düşündünüz mü "anda kalmalısın" diyenlerin neler demek istediğini. İnsanın günlük zihinden 60 000 civarı düşünce akıp gidiyor. Bu düşüncelerin bazıları geçmişten bazıları gelecekten izler taşırlar. Bir yanımız geçmişe , öbür yanımız da geleceğe akar , bu iki yön arasında sıkışıp kalan ise bedenimiz. Peki bunlardan Sizi en çok meşgul eden hangisi ? Tam ortada olmak isterken hangi tarafa savrulduğunuzu hissediyorsunuz? Mesela ;  "Neydi o güzel günler?" yada "Nerede o eski pazarlar,bayramlar,düğünler vs...? " diyenlerimizin sayısı hiç de az değildir.Anda kalmak yerine geçmişteki yaşadıklarımızla avunmak yada hayallerimizin bize getireceğine inandığımız "o mutlu günlerin" peşinden koşmak bizi rahatsız etmez ve bu akışa teslim oluruz.Ancak bu durum  hayallerinizi sınırlamasına izin vermeyin , insanın yaşama sevinci onun  kurduğu hayalleridir. Burada demek istediğim ; gerçekçi olmayan ve  mutluluğunu  o şartlara  bağlayan  düşüncelerden bahsediyorum. Evrenin yasalarından biri olan "çekim yasasına" göre hayal kurmak ve gerçekmiş gibi yaşamak onun gerçekleşmesi için çok önemlidir.Bir çok başarılı insanın hayallerini gerçekleştirdiği ibret dolu hikayeler okuruz. Hiç vazgeçmemek , gerçekleştirmek için her gün kendini bir adım daha ileri taşımak gelecek ile anın buluştuğu andır. Bunu gerçekleştirmek için yapılması gerekenleri başka yazılarımızda değineceğim. anda kalmak konusunda şöyle etrafımıza baktığımızda doğada  bizden başka kimse, ne geçmiş ne de gelecek hasreti çekmiyor gibi.En azından bir tavşanın "yarın ne yiyeceğim?" diye endişe duyduğunu düşünmüyoruz.

          Çocukken bana sunulan meyve tabağındaki meyvelerden önce kendimce , en "cılız" olanını yer , en güzelini sona saklardım . Sözüm ona en güzeliyle bir final yapıp onun keyfini uzun süre yaşamaktı amacım. Bunu belkide  sizler bir oyun gibi de yapardınız değil mi? . Hep en güzele odaklandık ve aradaki değerleri hiç görmedik. Hayallerimizde yaşadığımız bir hayat var ve o hayata ulaşana kadar elimizin altında olan ve bizimle olacak olan her şeyi yok saydık. O yüzden güzele gözümüzü diktik ve ne yazık ki onu çabuk tükettik. Bir doğa yürüyüşüne karşılaştığımız  o    çiçeği   hemen koparıp sahibi olmaya çalıştık ... Acaba evdeki vazoda acaba nasıl dururdu? Belkide bahçede olsa bu kadar yol gelmeye gerek kalmadan her zaman onu görebilirdim? Ama o güzelliği görebilmek için o kadar yolu gitmek ve  yorulmak gerekiyordu. O çiçek eğer  bahçenizde  olsaydı bir süre sonra yanından geçip gidecektiniz ve sizin için sıradanlaşmış olacaktı. O yüzden  size keyif veren her şeyde bir emeğiniz olduğunu unutmayın.

       Ünlü düşünür Osho kitaplarının birinde " Bir çiçeği seviyorsan bırak o öyle var olsun, sevmek sahip olmakla ilgili değildir. Sevmek değer vermekle ilgilidir" der. Sahip olmadığımız şeyleri neden sevemiyoruz.Yada sevmek için , bizim olmasını şart koşuyoruz? Sevebiliyorsak zaten bir sorun yoktur biz o aşamayı geçmişiz demektir.Bir çok kişisel gelişim öğretisinde "başkalarının adına mutlu olmak" anlayışı vardır. Kulağa çok şirin ve toz pembe gibi gelen bu söz bir çok kişi için  gerçeklerden uzaktır.  Kendi hayatlarında devrim yaratmış ve başarılı insanlara baktığımızda  ise , başkalarının en önemsiz gibi görünen fikirlerine saygı duyarlar ve dikkatlice dinleyip anlamaya çalışırlar.

      Bazı insanların ulaşmakta zorlandığı  bu duyguya geçmeleri  neden bu kadar zordur.?  Bunun  cevabını yine ünlü düşünür Osho'dan verelim.
" Git bir güle bak ve hemen "Gül ne kadar güzel deme" Bu sana insanların söylemiş olduğu bir fikir olabilir. Gülü görünce hemen tuşuna basılmış bir bilgisayar gibi " çok  güzel" deme . Bunu gerçekten hissediyor musun? " Cevabı aldınız sanırım, yaşamda bize öğretilenlerle düşünüyoruz ve o şekilde davranıyoruz , hayatımızda karşımıza çıkanları  ezbere değil  , hissederek değerlendirmeliyiz. Bu hayat senin hayatın , bu duygu sana özel, herkes öyle davranıyor olabilir ama bu sensin , hislerin eşsiz ,senin yolun başka , bırak o şey seninle birlikte yeniden anlam bulsun yaşamında .Başkaları adına mutlu olunacak o şey acaba sende nasıl dururdu? İşte kilit nokta burasıdır. Burada çelişkili bir durum var ama kim nasıl anlıyorsa o onun için doğrudur.
 
       Yazının başında zihnimizden ne kadar çok düşüncenin geçtiğinden bahsetmiştik.Anda kalamamak en büyük problemimiz. Bunun için baktınız düşüncelere kaptırıp gidiyorsunuz. Düşünceleri serbest bırakın bırakın nereye gidiyorlar.Daha çok geçmişe mi geleceğe mi? Bunları not edebilirsiniz  yada iki sürahi alın, geçmiş düşüncelerin her biri için sürahiye bir fincan su ekleyin  , gelecek için de aynısını yapın. Gün sonunda bakın bakalım hangi sürahideki su miktarı daha fazla?
bunu yapmak size zor geliyorsa , düşünceler arasında kaybolduğunuzda o an durun ve etrafınıza odaklanın. Dışarıdan geçen arabanın sesine "farkındayım" , elinizdeki cisme "farkındayım buradasın" , yan taraftan gelen seslere ,bedeninize , nefesinize ...vs dikkatinizi verin, yani düşünceler geçmişe yada geleceğe giderken o an olduğunuz yerdeki şeylere odaklanın. Anda kalmayı başarabildiğinizde , elinizdekilerin kıymetini bilir , o ana sizi mutlu etmeye yetecek imkanlara sahip olduğunuzun farkında olduğunuzu kendinize ispatlarsanız, zihniniz mutluluğu geçmişte aramayacak ve  siz  mutluluğu yaşadıkça   yeni mutluluk kaynakları sunacaktır size  böylece örneğin  ayrıldığınız o kişiyle  "Bıraktığınız Yer"den devam etmek istemeyeceksiniz emin olun.
Sevgilerimle


19 Nisan 2020 Pazar

Bu da Geçer

 
        Sorun Yeni Çözüm Eski !

        Korona Virüs ile deneyim yaşadığımız bu günlerde ,bazılarımız evlerimize kapandı bazılarımız çalışmaya devam ediyor. Dışarıda çalışanlar biz evde kalanların yaşamını sürdürebilmesi için oradalar kendilerine kolaylıklar diliyorum. Hepimiz bir bütünün parçalarıyız , birimizin hayatta kalabilmesi diğerlerinin çabasıyla mümkün oluyor. O yüzden şu anda bizim için çalışan herkes bize hizmet ediyor. Bütün bu kişilerin en mükemmel şekilde, bu sürecin hediyelerini almalarını kalben diliyorum. Biz de bu hediyelerin onlara kolaylıkla ulaşabilmesi için , üzerimize ne düşüyorsa yapmamız gerekir.

        Daha önce deneyimlemediğimiz bir çok şeyi 2020 yılında görmüş oluyoruz. Bütün bu yaşananlar bizim kıymetini bilmediğimiz , sıradanmış gibi ve sürekli olacak diye düşündüğümüz bir çok şeyin geçerliliğini yitirmesi anlamına gelmektedir. Üzerine fazla anlam yüklediğimiz bir çok şeyin o kadar da gerekli olmadığını gözlemlemiş olduk. Umutsuzluğa düşmeden üzerimize düşen sabrı göstermek , bunun da geçeceğini bilmek gerekir.

       " Bu da Geçer Ya Hu " Bu sözün geçtiği bir çok hikaye var , hepimizin bildiği Sultan Mahmut'un vezirlerine , "Bana öyle bir yüzük yaptırın ki , sevinçliysem üzüleyim , üzüntülüysem sevineyim" dediği ve vezirlerinin ona sundukları yüzüğünde bu yazı vardı. İnternette ambigram (Tersine döndürüldüğünde değişmeyen)   örnekleri de mevcut bu yazının. Eğer bir gün dövme yaptırmayı seçersem bunu tercih ederdim. Yaşadıklarımızın mutlaka bir süresi vardır ve bu süre içinde bize kazandırdığı şeyleri sunup, gideceğini bilmek insanın yaşamında rahatlatan bir duygu.

       Bize derman olacak her ne varsa bir kopyasının eskilerde olduğunu unutmayalım. Bu bazen bir şiirde , bazen bir şarkıda , atalarımızın anlattığı bir hikayede yada atasözlerinde gizlendiğini bilelim ve bunları sahiplenerek nesillerden nesillere aktarıp o bağımızı güçlendirelim. Geçmiş ile gelecek arasında bir köprüyüz ve bu bilgilerin aktarım görevi bizim üzerimizdedir. Eski şarkılardan vazgeçmememiz ,arşivlerde gizli kalmış eserlerde bize derman olacak bir melodinin olduğunu unutmayalım.

       Yazının başlığında bana ilham olan ;şimdilerde kullanılan bir  reklam müziği , aslında eski bir şarkı. Bu da geçer zaman zaman sıkıntıya düştüğümde bol bol dinlediğim bu şarkı şimdi daha geniş kitlere ulaşması için bir farkındalık oluşturmuş durumda. Sevindirici yanı da bilmeyen gençlerin öğrenmesi ve bizlerin de hatırlaması gönlümüzü genişletti.
...

  • ...Bu da geçer bu da geçer
  • Alışmalısın dayanmalısın
  • Hemen karar verme sabret
  • Bu da geçer alışmalısın
  • Böyle kalmaz zamanla
  • Düzelir elbet
  • Bu da geçer arkadaş
  • Bu da üzülme ...
   
           Bu şarkı bizleri 1980 li yıllara götürmekte. Hepimizin Kemal Sunal'ın Davaro filminden de hatırladığı bu şarkı  Vahdet Vural'ın sesiyle zihnimize kazınmıştı. 1981 Yılında İbrahim Tatlıses'in Gülmemiz Gerek LP sinde yer almıştı. Sözleri;  Hamza Dekeli , Bestesi Burhan Bayar'a ait olan bu şarkı geçmişten günümüze kadar Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses , Vahdet Vural, Ceylan, Sibel Can ,  Murat Kekilli ,Hüseyin Badilli , Melek Büyükçınar tarafından seslendirilmişti. Arşivimden kontrol ettim başka seslendiren bulamadım. (eğer bunların dışında bildiğiniz bir isim varsa yorumlara yazabilirsiniz)
Son olarak da  Birsu Sayın tarafından "Kim bu ses ?" dedirten   muhteşem bir şekilde seslendirildi. Bu da geçer diyerek geçirdiğimiz bu günlerde gönlümüze su serpen bu  çalışmalarda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

 
Günümüzde pek duyulmamış bir  ses olan İpek Pınar yorumuyla Bu da Geçer parçası aşağıda linkte verilmiştir. 1981 yılına doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizi...

https://www.youtube.com/watch?v=vZnCa0_cbM4

 Bu da geçer  dediğiniz her ne varsa toplam kolaylıkla ve bize hediyeler bırakarak geçsin gitsin.

Sevgilerimle
ilkrKRL

Geçmişten Geleceğe


         Ülkemizde ilk İnternet 12 Nisan 1993 yılında kullanılmaya başlanmıştır.Geçtiğimiz günlerde İnternetle tanışmamızın 21. yılını geride bıraktık. O günlerden bugünlere kuşkusuz bir çok şey değişti. Hem teknolojik olarak hem de bakış açılarımız açısından değerlendirirsek , adeta elimizde büyüttüğümüz İnternetimiz bizim dünyaya açılan penceremizdi. Her şeyi orada bulabileceğimiz bir dünya olarak gördüğümüz bu alana ulaşmak, günümüzdeki kadar kolay değildi o yıllarda.
   
          Bugün bir nostalji olarak gördüğümüz İnternet Kafelerdeki bekleyişlerimiz  , 1 saat de olsa bu pencereden başımızı dünyaya uzatabilmek için değerdi. Düşünün bir iki saat bekledikten sonra bilgisayarla buluşup , o gürültüler arasında kendimizi İnternetin dünyasında var edebilmek için çok zamanımız ve paramız yoktu aslında .

        Yine de bu zaman diliminde oldukça "masumane " diyebileceğimiz şeyler olurdu. Örneğin İnternette  saatlerce şiir araştırırdık ,karşımıza çıkan güzel sözleri bir kenara not eder "bayramda seyranda" sevdiklerimizin cebine mesaj atabilmek için kullanırdık. Chat kavramıyla yeni tanışan bizler görmediğimiz kişilerle muhabbet etmenin ve onun verdiği sanal keyfi, gerçekmiş gibi yaşayarak kendimizi oyalamayı başardık.Sevdiklerimize mail atar ve cevaplarını günlerce beklerdik, daha eskilerden birbiriyle iletişime geçebilmek için günlerce bekleyen insanlara göre daha avantajlıydık.

             Düşünsenize elektronik posta dönemi öncesi ,insanlık yıllarca mektuplaşarak haberleşmiş. Şimdilerde bizim ne böyle bir sabrımız var ne de o kadar bekleyecek zamanımız. Zaman kavramı yok olmuş o zamanlarda demek ki. Yaşanılan duygulara bakıldığında , hasretler aşkları doğurmuş. İki sayfaya sığdırılan milyonlarca aşk hikayeleri bugün tavan aralarında yada eskimiş sandıklarda "ben buradayım" demekteler.

       Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin bize katkısı, işleri hızlandırarak  zaman kazandırmak olacak. Oysa yaşanılacak  duygular hep aynı kalacak.Aynı duyguları farklı anlamlandırmalarla yaşayacağız. Aşk  ve sevgi yeryüzünden hiç eksilmeyecek ancak o eskilerin düşündüğü gibi  olmayacak sadece. Örneğin yazdığımız bir mesajın karşıya ulaşıp ulaşmadığına göre bir anlam yükleyerek , karşıdaki kişinin vereceği cevapları kendi zihnimizde vermiş oluyor, karşıdaki ne yazarsa yazsın bizim düşündüğümüz geçerli olacak her daim! Biz hangi duyguyu yaşıyorsak karşıdan o yansıyacak bize.Son yıllarda ne kadar ön yargılıyız ve peşinen kendi duygularımızı sanki karşıdaki bize yaşatıyormuş gibi algılayıp ,  hem kendimize hem de ilişkilerimize zarar veriyoruz. Nerede o eski şarkılar ? Nerede o eski aşklar vs uzayıp giden sorgulamalar bitmez.  Bu yüzden "teknoloji destekli"  ilişkilerde , aşk "bi kahve" iken klasik mektuplaşma yıllarında  "siz " ile başlayan cümlelerde saklıydı belkide ! bunlardan  hangisi samimi sizce ?

    Eskiler sabırlı insanlarmış , saf ve temiz duyguları iletişimlerine yansımış her daim.   O yüzden "az ile yetinmek bir zenginlik göstergesidir"  derler    ,onların dönemlerindeki imkansızlıklarda nice aşklar zirve yapmış , Leyla olmuş Mecnun olmuş , aşkları unutulmamış .
Bizim de işimiz hayli zor gibi hem eskilerin samimiyetindeki ilişkilere özenip hem de bu konuda kendimizden başlamayıp, başkasına "bari o yapsın" diyerek  "akıl verme"lerimiz...
     Şartlar ne olursa olsun ayakta kalabilmek önemli değil , önemli olan insan olarak ayakta kalabilmektir.Eskiler sanırım bunu başarmışlar, zamanı durdurup aylarca mektuplarını sabırla beklemişler. Bilgiye ulaşmak için dere tepe demeden var güçleriyle yol gitmişler.

      Biz bütün bu imkanlar içinde daha zor olan bir şeyi başarmak zorundayız. Peki nedir o ?
   Hiç bir şeyin olmadan da bu yaşamda var olabilme becerisi bizim özümüze olan inancımızı belirler. Peki şimdi var mısın yaşam indeksini yükseltmeye?...
ilkrKRL